.arquivos

. Junho 2010

. Fevereiro 2010

. Outubro 2009

. Julho 2009

. Maio 2009

. Abril 2009

. Março 2009

. Fevereiro 2009

. Janeiro 2009

. Dezembro 2008

. Novembro 2008

. Outubro 2008

. Setembro 2008

. Agosto 2008

. Julho 2008

. Junho 2008

Quinta-feira, 14 de Agosto de 2008
Fener kürekleri aheste çekti!

Fenerbahçe’nin geçen sezon ilk 16’ya kalmasından beri içinde olduğu anlamsız bir inanç var: Avrupa’nın tepesindeki takımlar dışındaki her takımı yürüyerek yenebileceği fikri ve aşırı özgüven. Partizan maçının ilk bölümlerinde yine bu anlamsız inanç devredeydi. 

Ortasaha sıkıntı alanı 

MTK maçlarında ve bu maçın öncesindeki tespitlerimizde Fenerbahçe ortasahasının yeterli dirence sahip olmadığını belirttik. Bu dirence ihtiyaç duyulan maçlarda takımın ne yapacağı konusunda kuşkularımız olduğunu da açıkladık. Partizan’ın da MTK’ya göre bir üst seviyede bir takım olduğunu, bu maçın neyin ne olduğunu görmek açısından son derece önemli olduğuna da önceki değerlendirmelerimizde yer verdik. Partizan-Fenerbahçe maçının ilk yarım saatlik bölümü bu kuşkuların yersiz olmadığını açıkça gösterdi. 

Partizan hareketliydi 

Partizan, genç, dinamik ve disiplinli bir takım. Oyunun her bölgesinde yardımlaşıyorlar ve fiziksel olarak da kuvvetliler. İşte bu kuvvet ve takım oyunu, Fenerbahçe’nin ‘yürüyerek kazanma’ inancını kendine fırsat bildi ve rakibinin büyük bir kâbus görmesine neden oldu. Partizan üst üste iki gol bulmakla kalmadı, başka pozisyonlar da yakaladı. 

Ortasaha direncinin, bölgedeki kişi sayısının azlığından dolayı kolayca düştüğü Fenerbahçe’nin maça Maldonado’yla başlayacağı izlenimi bizde vardı. Maçtan önce Aragones’in açıklamaları da bunu destekliyordu. Ancak sarı-lacivertliler oyuna Selçuk’la başladı. Baskı altında pozisyonunu kolay kaybeden Selçuk, geriden top çıkarma başarısını gösteremedi. Top kullanma işi de sıklıkla Lugano’ya kaldı. Fenerbahçe Lugano’yla olsun, bekleriyle olsun uzun toplar atarak skoru lehine çevirme çabasına düştü. Fiziksel olarak güçlü rakibi de bunu istiyordu zaten. Bu nedenle ilk devrede Fener golü bulmakta zorlandı. Ta ki Alex sahneye çıkıp farkı bire indirene kadar.  

Tempo uzun sürmedi 

Fenerbahçe ikinci yarıya tempolu ve baskılı başladı. Yine Lugano’nun şişirdiği topu bu defa Semih nefis bir şekilde Guiza’nın önüne indirerek golü buldu. Taktik akılcı olmasa da, eldeki oyuncuların kalite farkı Fenerbahçe’nin skoru eşitlemesini sağladı. İşte bu golden sonra Partizan oyun disiplinini kaybetmeye başladı. Sarı-lacivertliler aynı tempoyu 10 dakika daha sürdürebilseydi, ikinci golü de bulabilirdi. 

Emre’nin oyuna girmesiyle Fenerbahçe topa daha çok hakim olmaya başladı. Bu süreç içinde Alex, Guiza’ya daha yakın oynadı. Anlaşılan bu diziliş Fenerbahçe’nin daha etkili olacağını gösteriyor. Burak Yılmaz’ın katkısını da unutmamak lazım. Nitekim Colin Kazım bu maçta genel performansının altında kaldı. Onun yerine giren Burak, Gökhan’ı defalarca çizgiye kaçırarak takıma faydalı oldu. 

Galibiyet kan yapardı 

Şampiyonlar Ligi vizesi artık Kadıköy’e kaldı. Sarı-lacivertliler avantajlı bir sonuç aldı. Ancak bu maçları Fenerbahçe’nin stratejik düşünmesi gerek. UEFA puanı ve torba atlama konusunda bunlar kolay puan toplanabilecek maçlar. Fenerbahçe potansiyel olarak galibiyet alabileceği bir maçta, ‘deplasmanda avantajlı sonuç’ avuntusyla 90 dakikayı tamamladı.
publicado por J. às 00:21
link do post | comentar | favorito
|
.posts recentes

. Cristiano e Kaká amigos i...

. quem tem medo do Benfica

. Ronaldo fora!

. keirrison no Benfica

. Victoria Beckham e o seu ...

.pesquisar
 
.Junho 2010
Dom
Seg
Ter
Qua
Qui
Sex
Sab
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
30
.tags

. todas as tags

DigNow.org Sonda Web - a sua melhor selecção de sitesToday.com Submit Blogs Divulgue o seu blog! Football Blogs - BlogCatalog Blog Directory échange de liens
blogs SAPO
.subscrever feeds